30 Temmuz, 2017

İlyana

-Bi şairin rakısıyla sigarasının dumanı arasındaki
en kestirme yoldur yaşamak - K.İskender için


Şiir akşamından Taksim’e doğru
Ar damarı çatlamış bir düşün
Kırılma sesidir İlyana
Üstüne basa basa
"ben simdi sana nasıl anlatayim İlyana?"
Bir şairin rakısıyla en telli sigarası arasında
En uzun yoldur senin yolun
Erotik bi şopun vitrininden sızan
Üçbeş dizedir,
Yalnız bir şiir akşamıdır
En ön masadan seyrine daldığın
Ben sana nasıl anlatayım,
Bu artık ölüm kalım meselesidir
Sözdür, sazdır, alınteridir
Damla damla kanayan

Şiir akşamından yukarı Taksim’e doğru
Uyaklı bir İstiklal akşamıdır
En kırılgan yeridir ruhumuzun
Sitemdir, selzeniştir
Fa diyez tonundan bir perdedir
Yalnızlığımız, yaşamışlığımızdır
Ah, ben sana nasıl anlatayım
Üstüne basa basa
Bir kadeh şaraba banılmış eksik bi şiirdir
Ki İstanbul’dur en yalnızımız
Vakit’siz ve ürkek bir şiir akşamıdır
Yemeklerden hemen önce alınan
Yaşamaktır İlyana
Sabahtan akşama yaşamaktır
Bağıra bağıra yaşamaktır
Geceden sabaha
Ölüm korkusudur kimi zaman
Yaşamaktan anladığımız
Sabahın geceye vuran ıssız kokusudur
Ah bir seni tanısaydım İlyana
Bir anlatsaydım sana
Parmakkapı’dan yukarı Taksim’e doğru
Titrek sesle okunan bi şiirdir aslolan
Yaşamın ta kendisidir, haykırıştır, isyandır
Üstüne basa basa
Yaşamaktır düpedüz İlyana.

12 Nisan, 2013

Uzak


Bir gün öncesiydi
Ne uzak ne yakın
Eski bir şarkı
Gün soluyor ufukta(*)
Eski şarkıları mırıldanıyor kuşlar
Ne uzak ne yakın
Birgünönceydi

(*) Rüştü Onur

03.04.13



24 Mart, 2013

Kelebeğin Mükellefiyeti- Mükellefiyet Kanunu ve 2013 Gözlüğü ile 1940'lara Bakmak

Bir ay gecikmeli de olsa izledim Kelebeğin Rüyası'nı. Yılmaz Erdoğan'ın, Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur'un anısını yaşatmak adına çabası takdir edilesi. Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'yu ve şiirlerini biraz da popüler kültür yardımıyla da olsa yeni kuşakların tanıması, bu iki gencecik şairin  verdiği uğraşların yıllar sonra da olsa karşılığını bulması demek aslında. Yılmaz Erdoğan'ın şiirle olan bağı şiirsellik anlamında filmlerine yansımıştır hep. Bu filmle ise, sanki şiire olan borcunu ödemek istemiş Erdoğan.

Filmin konusuna baktığımızda, Muzaffer Tayyip ve Rüştü Onur'un yaşam öykülerine büyük oranda sadık kaldığını, Suzan'ın öyküsünün kurmaca unsur olarak öyküye eklendiğini görüyoruz. Filmin şiirselliği üzerine çok şey yazılıp çizildi, hatta bazı edebiyatçıların Yılmaz Erdoğan'a , şair kimliğine ve filmdeki bazı detaylara yönelik ağır eleştirilerde bulunduğunu yazdı gazeteler. Bununla birlikte filmde çok önemli bir ayrıntı daha var ki, o da filmin açılış sahnesinden başlayarak, dönemi yansıtan öğelerin taraflı bir bakış açısıyla beyaz perdeye yansıtıldığını görüyoruz.

Mükellefiyet Kanunu, büyük savaşlardan henüz çıkmış ve yeni kurulmuş bir ülkenin, ayakta kalmak ve dışarı bağımlı olmamak adına aldığı önemli kararlardan biridir. Uygulamanın doğruluğu ya da yanlışlığını tartışmıyorum. Ancak 2013 penceresinden, 1940'ların koşullarını anlatmak,  ilk çekilen sinema filmini, akıllı telefonlar ve tabletlerin içinde doğan bir çocuk ya da gence dijital bir televizyonda izlettirmek gibi birşey. Filmin daha ilk karesinden zincirli mahkumların Nazi Toplama Kampı'na gidiyormuş izlenimi verilerek madene gidişini göstermek taraflı bir anlatımdan başka birşey değildir. Dönemi okumayan ve bilmeyenlerin göreceği, salt ekrana yansıyandır. Verilmek istenilendir, gerçek değil.

Dünya Şiir Günü'ne yaklaşırken Behçet Necatigil, Rüştü Onur  ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun anısına saygıyla...


11 Mart, 2013

Lorem İpsum

Ne güzel koşuyordun karşıdan karşıya
Senden sonra
Gülen insanlar geçti yanımdan
Umut geçti, korku geçti
Ve yaşamak geçti en son
Kimi zaman uçurum kenarında

- kaç zaman geçti senden sonra,
kaç yaz ve kaç bahar-


Ne güzel bakıyordun
Gözlerinin içinde kucak dolusu yaşamak
Tomurcuk tomurcuk,
Gözlerinde yüzlerce, binlerce çocuk
Çocuklar kadar mutlu ve çocuklar kadar umutlu
Gülümsedin: İçten ve oracıkta
Bin yıl geçse de o gülümseme hiç unutulmayacak
Ve sen  koşacaksın hep
şimdiki gibi gülerek karşıdan karşıya
Bütün insanlık tarihi geçecek yanımızdan
Yeni yazılmış bir şiir gibi üstelik
Buram buram ve ürkek

Yarınsız oldun mu hiç?
Ya da geçerken karşıdan karşıya
Öldün mü, hem de gulerken
Öldün mü bırakıp ertesi günün telaşlarını
Gülerken, içerken, sevişirken 

Ya da hiddetlenirken
henüz birkaç saat önce yaşanmış tatsız bir duruma
Öldün mü oracıkta, aşık olur gibi
İlk görüşte aşk gibi, filmlerdeki gibi

Bak, akşamın ilk saatleri

Masalar kurulmus kaldirimlara
Güneş yeni batmış ve masalar hazır
Masalar telaşlı, masalar insan
- içinden geçiyoruz insanların,
karşıdan karşıya geçer gibi alışkın-
Evet oydu yolun karşısında gördüğüm,
Karşı kaldırımda,

Günden geceye geçer gibi yalnız,
Gece gibi kalabalıktı
Ah bir de gülerken görseydiniz onu
Çağlar boyu özlerdiniz, insanlık tarihi boyunca özlerdiniz
Denizi özlemek gibi, yarın ölecek gibi
Özlerdiniz işte

Bir anneyle çocuğu geçiyor

Hızlı adımlarla masaların yanından
Annenin aklından masalar geçiyor
Çocuğun aklından masalar

- Hesap alabilir miyiz, diyor
Masalardan biri
Az sonra öleceğini bilmeden
Silahını çıkarıp koyuyor masaya kadın
Öldürsene hadi, diyor adama
Az sonra öleceğini bilmeden


Mendilci kadın bugün erkenci
Mendilci kadın bugün aceleci,
Mendil kaça diyor masalardan biri
Mendilci kadın çiçek açıyor
Mendilci kadın bahar

Masalar kurulmuş akşam üstlerinin yamacına
İnsanlar gelip geçiyor masalardan, insanlar
- Akşam üstleri acelecidir daima,
diyor biri uzaktan

Karşı kaldırımda bahar,
Karşı kaldırımda günler, aylar
Sen koşuyordun
Gülüşüne değdim, ellerim bahar

Mart, 2013









19 Kasım, 2011

Kadın

Cep telefonundan yazıldığı icin türkçe harfleri desteklemeyen bir yazı :

Su iki gunde tanik oldugum en kayda deger olay, postane duvar dibine oturmus sigarasini dev cakmagiyla yakan- itiraf etmeliyim ki oylesine buyuk bir cakmak gormemistim bundan once ve gerektiginde bir insanin butun anilarini atese verilebilir oyle bir cakmakla-yanina oylesine cokuverdigimde bir cirpida bana hayirsiz oglundan, annesinden ve parasi olsa cok uzaklara gitmek istediginden bahseden, belki ellilerinde ama yuz yasinin yorgunlugunu bir ceket gibi uzerinde tasiyan ve o ceketi ativerse sanki yeniden dogacakmis gibi, tam da omun dilegi gibi- yeniden dogacagimi bilsem- buradan binlerce kilometre uzakta dogmak isterdim diyordu, kufrediyordu herseye, herkese- belki kimilerine gore aklini yitirmis, bana gore yasamin tam merkezi o kadin olmalı

Zamanda

Cocuklugumdaki öğleden sonraları anımsatan bu cok tanıdık duygu, kanepede uzanmış sıcaktan gevşemiş bir halde biraz kestirirken, garip ve umutsuz bir duygunun icine girmişken üşüyorken kendiliğinden üzerime giydiğim bir giysi gibi sanki.

Dışardaki güneşli  ve soğuk hava, benim içimdeki karmasa, tedirginlik , umutsuzlukla mı birleştiğinde bu duygu ortaya çıkıyor? Güneş ve umutsuzluk nasıl bir çağrışım yapabiliyor ki anılarıma?
Mutsuz öğleden sonraların yıllar  sonraki çağrışımı, yeniden o anın içindeymiş hissini tetikleyen nedir? 

17 Kasım, 2011

Dönüşüm

Ağlayan bir kadın gördüm
Seni gördüğüm gibi düşümde
Her gece ve her gece
Hecelere sığmayan neydi,
Ağlayan bir kadın gördüm
Yanındaki bendim
Yanımdaki sen
Yillar sonra farkettim;
o resimdekileri ben,
cok sonraları düşümde görmüştüm
Seni gördüğüm gibi düşümde
Her gece ve her gece, hecelerce
-Gittiğinden beri-
Ağlayan kadinlara sordum
Görmediklerini doğruladılar
kimseyi ama kimseyi
Oysa ben,
Seni her gece düşümde gördüm
Gündüzü düş saydım, düşü gün
Ağlayan kadınlar şahit
Yanımdaki sendin
Yanindaki ben
Yillar sonra farkettim;
O resimdekileri ben,
Çok sonraları düşümde görmüştüm
Çocukluktan kalma bir düştü sanki
Ağlıyordu kadınlar
Seni gördüğüm gibi düşümde

04 Ekim, 2011

Güvercin Durağı

güvercin durağında
kuşlara yem atan adamın neşesiyim ben
pazartesi telaşı
duraktaki sevgili çift
akşama seninle buluşma telaşıyım
güvercin durağında
bir ekim öğleden sonra
sensiz pazarların hemen sonrasıyım

her pazartesi akşamı
buluşuyoruz seninle
sen bilmiyorsun, kimse bilmiyor
siirler okuyoruz
güvercin durağında
bütün bir ömrümüz geçiyor
- ki bir güne sığar kimi zaman bütün bir ömür-
oracıkta yeniden doğuyoruz

29 Eylül, 2011

Yirmi kısa mesajlık çok kısa bir öykü














Müzikçalarımda Tom Waits çalıyordu ve ben, sözcüklerle kendime işkence etmeyi sürdürüyordum. Kitaplardaki sözcükler, şarkılardaki sözcükler, aklımdakiler ve henüz tomurcuk olanlar. Açmaya başladılar mı öyle yavaş yavaş değil, sıcağa maruz bırakılmış mısır taneleri gibi ara vermeden, ardarda. Böyle zamanlarda parmaklarımı aklımla yatıştırmak, ellerimdeki ağrıyı hissedene kadar sözcükleri, aklımdan bulabildiğim yere, kağıt ya da kalem yoksa telefonuma kısa mesaj taslakları halinde akıtıverek. Bugün daha bir özel sanki, kaç zamandır çöl misaliyim, yalvardım geri getirmesi için ama çözüm bende değil, ondaydı hatta yoksunluğumdaydı. Nicedir elime almadığım ama yanımdan da ayırmadığım not defterimi çıkarıp elyazısını özenle sakladığım sayfayı açtım. Parmak uçlarımı elyazısına bastırdım, parmaklarım zonklayıncaya kadar bastırdım. Bastırdıkça, sözcükler gözyaşlarımla kanıma karıştı, sonra tekrar yanaklarımdan süzülüp hayat buldular. Yolunu buldum, diye düşündüm. C.B’nin dediği gibi yazmaktan başka çarem yoktu ve ben parmak uçlarımdaki kanamayı ancak sözcüklerle durdurabilirdim. "Aynı parçayı tekrar çal", hatta durmadan çal" komutunu önceden verdiğim müzikçalarım, Tom Waits’i ısrarla çalmayı sürdürüyor,  elyazısına olanca gücümle bastırdığım parmak uçlarım çölün ortasındaki vaha gibi yazdıkça nefes almayı sürdürüyordu. Evet, yazmaktan başka çare yoktu.

28 Eylül, 395

20 Eylül, 2011

Gözleriydim Çocukların

Kaldırım kenarında
annesinin dizinde uyuyan
Yanık tenli ve üzgün saçlı çocuğun,
Kaldırım taşlarının üzerinde
annesinin dizlerine yatmış uyuyan
-Yalnızca başıyla birlikte gövdesinin yarısı annesinin dizindeydi oysaki-
İşte o yanık tenli yorgun çocuğun gözleriydim ben
Çok önceden, yüzyıllar öncesinden farkı yok gerçeklerimin
Medeniyet onların uydurması hala ve ısrarla
Ben,
Yüzyıllardır o kaldırımda
Annesinin dizinde uyuyan çocuğun
Gözleriydim
Medeniyet sokakların değildir hiçbir zaman
Ve sokaklarda büyüyen çocuklar
Bin yaşındadır nerden baksanız
Nerden baksanız
aynıdır
Bin yaşındaki üzgün saçlı
Yorgun çocuklar

17 Eylül, 2011

Muhtemelen haz, bağımlılıkların en can alıcı ve tehlikeli olanı. Bunu söyleyebilecek konumda olmak ise artık herşey için çok geç olduğunun ilk göstergesidir.

Zira çok geç,
Vazgeçmek için oldukça geç kalmışız
Oysa saatli bir bombayla karşılaştırılmak
Ne kadar da acı


03 Eylül, 2011

19th METU BRITISH NOVELISTS CONFERENCE


KAZUO ISHIGURO AND HIS WORK
Call for Papers
19th METU BRITISH NOVELISTS CONFERENCE
KAZUO ISHIGURO AND HIS WORK

To be held on 12th-13th December 2011
at
Middle East Technical University
Ankara, Turkey


We invite you to send your 250-word proposals for 20-minute papers
to

Deadline for proposals: 12 September 2011

For queries and further information contact



W.B Yeats: When You are Old

























When you are old and grey and full of sleep,
And nodding by the fire, take down this book,
And slowly read, and dream of the soft look
Your eyes had once, and of their shadows deep;

How many loved your moments of glad grace,
And loved your beauty with love false or true,
But one man loved the pilgrim soul in you,
And loved the sorrows of your changing face;

And bending down beside the glowing bars,
Murmur, a little sadly, how Love fled
And paced upon the mountains overhead
And hid his face amid a crowd of stars.

yaşlandığında, kırlaştığında saçların
ve uyuklar olduğunda hep
ve ateşle sınandığında
bu kitabı yeniden al ve yavaşça oku
o yumuşak bakışı düşle
gözlerinden süzülen bir keresinde
ve derin mi derin gölgelerini onun
kimbilir kaç kişi o ince o zarif anlarını sevdi senin
ve güzelliğini belki gerçek belki yalan
ama yalnız bir adam içindeki o göçebe ruhu sevdi
ve hercai yüzündeki kederi
çömelişini parlayan parmaklıkların ardında
mırıltılı, üzüntülü azıcık, nasıl yenildi aşk
yürüdü gitti ötesine ardına dağların
ve yüzü saklı hep
bir yıldız kümesinin ortasında

William Buttler Yeats
türkçesi: semih çelenk

Mavi Bir Şiir Kitabı

İçinden geçtim
Mavi bir şiir kitabının
Rüzgardan daha genç
Şimdiden daha gerçekti
Gün ışıdı
Gün ışıdı

31 Ağustos, 2011

Şiirle Büyür Ağaçlar



Şair doğmadım ben
Şair oldum da diyemem
Sözcükler armağan ediyorum dünyaya
Sözcükler ödünç alıp hayattan
İşin aslına bakarsanız
Bir şiir kadar özgür olamadım
Şimdiye değin
Şiirler kanatlarıdır şairlerin oysaki
Sözcükler
bana uçmayı öğretin
















23 Ağustos, 2011

Şairler ve şiirleri ölmez asla


Instantes/Anlar Jorge Luis Borges

Si pudiera vivir nuevamente mi vida,
en la próxima trataría de cometer más errores.
No intentaría ser tan perfecto, me relajaría más.
Sería más tonto de lo que he sido,
de hecho tomaría muy pocas cosas con seriedad.
Sería menos higiénico.
Correría más riesgos,
haría más viajes,
contemplaría más atardeceres,
subiría más montañas, nadaría más ríos.
Iría a más lugares adonde nunca he ido,
comería más helados y menos habas,
tendría más problemas reales y menos imaginarios.

Yo fui una de esas personas que vivió sensata
y prolíficamente cada minuto de su vida;
claro que tuve momentos de alegría.
Pero si pudiera volver atrás trataría
de tener solamente buenos momentos.

Por si no lo saben, de eso está hecha la vida,
sólo de momentos; no te pierdas el ahora.

Yo era uno de esos que nunca
iban a ninguna parte sin un termómetro,
una bolsa de agua caliente,
un paraguas y un paracaídas;
si pudiera volver a vivir, viajaría más liviano.

Si pudiera volver a vivir
comenzaría a andar descalzo a principios
de la primavera
y seguiría descalzo hasta concluir el otoño.
Daría más vueltas en calesita,
contemplaría más amaneceres,
y jugaría con más niños,
si tuviera otra vez vida por delante.

Pero ya ven, tengo 85 años...
y sé que me estoy muriendo.

J.L.Borges

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...


16 Ağustos, 2011

Crazy Boy Hansım Boy

Bugün ilk rakımı içtim,
Şiirlerden geçtim, birkaç kez seni düşündüm
Bugün ilk rakımı içtim
Buluşmaya şiirsiz gittim,
Eve ekmek yerine şiir getirdim,
Bugün eve ekmek yerine
Bir şiir kitabıyla geldim

Bugün eve ekmek yerine şiir getirdim
Seni bulmak zor, sözcükler kadar zor

Bugün ilk rakımı içtim, üstüne biraz şiir okudum
Şiirli buluşmaya şiirsiz gittim
Eve şiir götürdüm torbamda

Ne kadar imkansızsa seni bulmak
Bu güzel ülkede insan olmak o kadar zor
Gri bir çöp kutusuna yazılan yazı kadar zor
Büyük beyaz harflerle yazılan bir yazı kadar güzel
CRAZY BOY HANSIM BOY
Bu ülkede yaşamak işte bu yüzden güzel
Bu yüzden zor

Bu gün buluşmaya şiirşiz gittim
Şiirin, senin ve o çocukların hatırına
İlk rakımı içtim
Memleketi düşündüm, seni düşündüm
Geceye masal anlattım,
Sabaha şiir yazdım
Çöp kutusuna yazı yazan çocukları düşündüm

Bir de
Mayıstı, (*)
seni o yüzden bağışladım(*)

Mayıs 2008,

15 Ağustos, 2011

Çocuk


Bir çocuğun ağlama sesinden
seken taştır
Canımızı yakan
Unuttuğumuz
ya da
kendi ellerimizle terkettiğimiz
Çocukluğumuzdur
kimi zaman

Dönüşüm



Çok sensiz bir yazın ortasında
Kışı özlemek gibisin artık
Hem, yazlar gelip geçiyor da
Bu sensizlik niye?
Dönüştüm,
Sana dönüştüm günbegün
O yüzden kimsesizliğim
O yüzden

08 Ağustos, 2011

Ben Edip Cansever Nasılım?
















MENDİLİMDE KAN SESLERİ

Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla Boynu bükük duruyorsam eğer
İçimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
Cıgara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenberi
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da simdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
İstasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.

Edip Cansever