12 Nisan, 2013

Uzak


Bir gün öncesiydi
Ne uzak ne yakın
Eski bir şarkı
Gün soluyor ufukta(*)
Eski şarkıları mırıldanıyor kuşlar
Ne uzak ne yakın
Birgünönceydi

(*) Rüştü Onur

03.04.13



24 Mart, 2013

Kelebeğin Mükellefiyeti- Mükellefiyet Kanunu ve 2013 Gözlüğü ile 1940'lara Bakmak

Bir ay gecikmeli de olsa izledim Kelebeğin Rüyası'nı. Yılmaz Erdoğan'ın, Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur'un anısını yaşatmak adına çabası takdir edilesi. Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'yu ve şiirlerini biraz da popüler kültür yardımıyla da olsa yeni kuşakların tanıması, bu iki gencecik şairin  verdiği uğraşların yıllar sonra da olsa karşılığını bulması demek aslında. Yılmaz Erdoğan'ın şiirle olan bağı şiirsellik anlamında filmlerine yansımıştır hep. Bu filmle ise, sanki şiire olan borcunu ödemek istemiş Erdoğan.

Filmin konusuna baktığımızda, Muzaffer Tayyip ve Rüştü Onur'un yaşam öykülerine büyük oranda sadık kaldığını, Suzan'ın öyküsünün kurmaca unsur olarak öyküye eklendiğini görüyoruz. Filmin şiirselliği üzerine çok şey yazılıp çizildi, hatta bazı edebiyatçıların Yılmaz Erdoğan'a , şair kimliğine ve filmdeki bazı detaylara yönelik ağır eleştirilerde bulunduğunu yazdı gazeteler. Bununla birlikte filmde çok önemli bir ayrıntı daha var ki, o da filmin açılış sahnesinden başlayarak, dönemi yansıtan öğelerin taraflı bir bakış açısıyla beyaz perdeye yansıtıldığını görüyoruz.

Mükellefiyet Kanunu, büyük savaşlardan henüz çıkmış ve yeni kurulmuş bir ülkenin, ayakta kalmak ve dışarı bağımlı olmamak adına aldığı önemli kararlardan biridir. Uygulamanın doğruluğu ya da yanlışlığını tartışmıyorum. Ancak 2013 penceresinden, 1940'ların koşullarını anlatmak,  ilk çekilen sinema filmini, akıllı telefonlar ve tabletlerin içinde doğan bir çocuk ya da gence dijital bir televizyonda izlettirmek gibi birşey. Filmin daha ilk karesinden zincirli mahkumların Nazi Toplama Kampı'na gidiyormuş izlenimi verilerek madene gidişini göstermek taraflı bir anlatımdan başka birşey değildir. Dönemi okumayan ve bilmeyenlerin göreceği, salt ekrana yansıyandır. Verilmek istenilendir, gerçek değil.

Dünya Şiir Günü'ne yaklaşırken Behçet Necatigil, Rüştü Onur  ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun anısına saygıyla...


11 Mart, 2013

Lorem İpsum

Ne güzel koşuyordun karşıdan karşıya
Senden sonra
Gülen insanlar geçti yanımdan
Umut geçti, korku geçti
Ve yaşamak geçti en son
Kimi zaman uçurum kenarında

- kaç zaman geçti senden sonra,
kaç yaz ve kaç bahar-


Ne güzel bakıyordun
Gözlerinin içinde kucak dolusu yaşamak
Tomurcuk tomurcuk,
Gözlerinde yüzlerce, binlerce çocuk
Çocuklar kadar mutlu ve çocuklar kadar umutlu
Gülümsedin: İçten ve oracıkta
Bin yıl geçse de o gülümseme hiç unutulmayacak
Ve sen  koşacaksın hep
şimdiki gibi gülerek karşıdan karşıya
Bütün insanlık tarihi geçecek yanımızdan
Yeni yazılmış bir şiir gibi üstelik
Buram buram ve ürkek

Yarınsız oldun mu hiç?
Ya da geçerken karşıdan karşıya
Öldün mü, hem de gulerken
Öldün mü bırakıp ertesi günün telaşlarını
Gülerken, içerken, sevişirken 

Ya da hiddetlenirken
henüz birkaç saat önce yaşanmış tatsız bir duruma
Öldün mü oracıkta, aşık olur gibi
İlk görüşte aşk gibi, filmlerdeki gibi

Bak, akşamın ilk saatleri

Masalar kurulmus kaldirimlara
Güneş yeni batmış ve masalar hazır
Masalar telaşlı, masalar insan
- içinden geçiyoruz insanların,
karşıdan karşıya geçer gibi alışkın-
Evet oydu yolun karşısında gördüğüm,
Karşı kaldırımda,

Günden geceye geçer gibi yalnız,
Gece gibi kalabalıktı
Ah bir de gülerken görseydiniz onu
Çağlar boyu özlerdiniz, insanlık tarihi boyunca özlerdiniz
Denizi özlemek gibi, yarın ölecek gibi
Özlerdiniz işte

Bir anneyle çocuğu geçiyor

Hızlı adımlarla masaların yanından
Annenin aklından masalar geçiyor
Çocuğun aklından masalar

- Hesap alabilir miyiz, diyor
Masalardan biri
Az sonra öleceğini bilmeden
Silahını çıkarıp koyuyor masaya kadın
Öldürsene hadi, diyor adama
Az sonra öleceğini bilmeden


Mendilci kadın bugün erkenci
Mendilci kadın bugün aceleci,
Mendil kaça diyor masalardan biri
Mendilci kadın çiçek açıyor
Mendilci kadın bahar

Masalar kurulmuş akşam üstlerinin yamacına
İnsanlar gelip geçiyor masalardan, insanlar
- Akşam üstleri acelecidir daima,
diyor biri uzaktan

Karşı kaldırımda bahar,
Karşı kaldırımda günler, aylar
Sen koşuyordun
Gülüşüne değdim, ellerim bahar

Mart, 2013









19 Kasım, 2011

Kadın

Cep telefonundan yazıldığı icin türkçe harfleri desteklemeyen bir yazı :

Su iki gunde tanik oldugum en kayda deger olay, postane duvar dibine oturmus sigarasini dev cakmagiyla yakan- itiraf etmeliyim ki oylesine buyuk bir cakmak gormemistim bundan once ve gerektiginde bir insanin butun anilarini atese verilebilir oyle bir cakmakla-yanina oylesine cokuverdigimde bir cirpida bana hayirsiz oglundan, annesinden ve parasi olsa cok uzaklara gitmek istediginden bahseden, belki ellilerinde ama yuz yasinin yorgunlugunu bir ceket gibi uzerinde tasiyan ve o ceketi ativerse sanki yeniden dogacakmis gibi, tam da omun dilegi gibi- yeniden dogacagimi bilsem- buradan binlerce kilometre uzakta dogmak isterdim diyordu, kufrediyordu herseye, herkese- belki kimilerine gore aklini yitirmis, bana gore yasamin tam merkezi o kadin olmalı

Zamanda

Cocuklugumdaki öğleden sonraları anımsatan bu cok tanıdık duygu, kanepede uzanmış sıcaktan gevşemiş bir halde biraz kestirirken, garip ve umutsuz bir duygunun icine girmişken üşüyorken kendiliğinden üzerime giydiğim bir giysi gibi sanki.

Dışardaki güneşli  ve soğuk hava, benim içimdeki karmasa, tedirginlik , umutsuzlukla mı birleştiğinde bu duygu ortaya çıkıyor? Güneş ve umutsuzluk nasıl bir çağrışım yapabiliyor ki anılarıma?
Mutsuz öğleden sonraların yıllar  sonraki çağrışımı, yeniden o anın içindeymiş hissini tetikleyen nedir? 

17 Kasım, 2011

Dönüşüm

Ağlayan bir kadın gördüm
Seni gördüğüm gibi düşümde
Her gece ve her gece
Hecelere sığmayan neydi,
Ağlayan bir kadın gördüm
Yanındaki bendim
Yanımdaki sen
Yillar sonra farkettim;
o resimdekileri ben,
cok sonraları düşümde görmüştüm
Seni gördüğüm gibi düşümde
Her gece ve her gece, hecelerce
-Gittiğinden beri-
Ağlayan kadinlara sordum
Görmediklerini doğruladılar
kimseyi ama kimseyi
Oysa ben,
Seni her gece düşümde gördüm
Gündüzü düş saydım, düşü gün
Ağlayan kadınlar şahit
Yanımdaki sendin
Yanindaki ben
Yillar sonra farkettim;
O resimdekileri ben,
Çok sonraları düşümde görmüştüm
Çocukluktan kalma bir düştü sanki
Ağlıyordu kadınlar
Seni gördüğüm gibi düşümde

04 Ekim, 2011

Güvercin Durağı

güvercin durağında
kuşlara yem atan adamın neşesiyim ben
pazartesi telaşı
duraktaki sevgili çift
akşama seninle buluşma telaşıyım
güvercin durağında
bir ekim öğleden sonra
sensiz pazarların hemen sonrasıyım

her pazartesi akşamı
buluşuyoruz seninle
sen bilmiyorsun, kimse bilmiyor
siirler okuyoruz
güvercin durağında
bütün bir ömrümüz geçiyor
- ki bir güne sığar kimi zaman bütün bir ömür-
oracıkta yeniden doğuyoruz